9 Mayıs 2016 Pazartesi

Canım Öğretmenim


24 Kasım 2015

Bugün öğretmenler günü.

Öğretmenlerimiz kuşkusuz ki büyük heyecan duyuyorlardır.
Sadece 3 aylığına yaptığım ama içine öğretmenler gününü de alan sözleşmeli öğretmenlik deneyimim, benim bile heyecan duymama neden oluyor. O yıl ilk defa öğretmen olarak Öğretmenler Günü’nde ne hissedilir anlamış oldum, bu deneyimi hiç yaşamamış olanlar için dilim döndüğünce anlatmak istedim.
24 Kasım 1928, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gün olduğu için, Türkiye’de öğretmenler günü olarak kutlanıyor.
Pek çok ülkede ise 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor. 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümü[1].
1998 yılı Ekim ayında, Mühendislik Fakültesinden yeni mezun olmuş ve TÖMER diplomam ile başvurarak Samsun İlkadım Şehit Cengiz Topel İ.Ö.O’da, ders karşılığı sözleşmeli İngilizce öğretmeni olarak işe başlamıştım. O yıllarda özellikle İngilizce dersi için öğretmen açığı çoktu.
Hayatımdaki en büyük heyecanlardan biri ile girdim okula. Öğretmenlerle ilk tanışma güzeldi. Müdür bey 4-5-6. Sınıflara gireceğimi, hatta müzik ve resim bilgim varsa boş geçen o derslere de girmemi istediğini söyledi.
Derslerin boş geçmesi çocuklar için çok daha kötü olur dediği için, lise yıllarındaki koro çalışmalarından kalan biraz nota bilgisi ile müzik ve çok daha azı ile resim derslerini de almayı kabul ettim. Ben haftaya başlamayı beklerken Müdür Bey: “Gelmişken başlayalım çocuklarım vakit kaybetmesin” dedi. Kalbi “çocukları” için atan bir öğretmenin çırpınışına kayıtsız kalınır mı hiç? “Tabii ki hocam, baş üstüne” deyip sınıfa yollandık.
Tüm gün ve çeşitli sınıflardan ders aldım ama bir kere bile staj vs ile öğretmenlik yapmışlığım yok! Korkuyu düşünebiliyor musunuz? Bir sürü küçük ve meraklı yüz size bakıyor!
Hâkim olabilecek miyim acaba, sınıf deneyimsiz olduğumu anlarsa beni hiç önemsemez gibi kaygılarla paldır küldür ilk derse girdim.  İlk dersim 4. sınıflarda.
Ve perde….
Kapıdan girdim, çıt çıkmıyor. Ve evet, gerçekten hepsi soluk almadan bana bakıyor. Eşyalarımı masaya bırakıyorum, derin bir nefes alarak sınıfa dönüyorum mümkün olduğunca gerginliğimi yüzüme yansıtmamaya çalışarak.
Ve daha ilk bakışta vuruluyorum. Allah’ım,  çocuklar hep bu kadar güzel mi bakardı? Yoksa ben mi hiç fark etmemiştim?
O bakışlar nasıl tarif edilir inanın bilmiyorum ama, etmeye çalıştığımda aklıma gelen ilk haliyle: Yargılamayan, “Ben senin ellerine teslim durumdayım, bir sürü şey öğreteceksin herhalde ama ben sadece beni sevip sevmeyeceğini merak ediyorum” bakışıydı sanırım.
Kendimi gözlerine bakıp gülümserken buldum. Karşılıklı gülümsedik. Beni sevgiyle sarıp sarmaladılar. Gerginlik falan kalmadı. Tanıştık, şakalaştık. O gün bana hissettirdikleri şey, “Sen neysen, ben de o olacağım öğretmenim” oldu. Ömrüm boyunca bu duyguyu unutmadım!
Sonraki günlerde, “Çocuk şekil verilmeyi bekleyen bir hamur gibidir” klişesinin gerçekliğini anladım yavaş yavaş.
Genç tek öğretmen olunca pop-star gibi davrandılar, model alınmanın o ağır sorumluluk duygusunu yaşadım. Nişanlım beni almaya geldiğinde ona sen nerden çıktın bakışıyla baktılar, öğretmenler şiiri yazdılar, ben çok üzülüyorum diye küfretmemeyi öğrendiler, arkadaşıyla kavga edip omzumda ağladılar, daha neler neler…
Anne değildim o zamanlar, olsaydım çok daha güzel şeyler yaparmışım eminim. Benden olmayan ama ‘benim’ olan çocuklarımla birlikte öğrendik hayata dair pek çok şeyi.
Şimdi her öğretmenler gününde aklımda aynı sahne canlanır.
Dünyanın en güzel bakan gözleri,  utangaç ellerine dünyanın en saf yüreğini koyar ve onu sunar öğretmenine. Senin gibi olmak istiyorum, sen her şeyi biliyorsun ve beni gerçekten seviyorsun, sana çok güveniyorum. Bana yolumu gösterir misin öğretmenim? Sorusuyla birlikte.
Bu yüzdendir öğretmenleri fenerlere, gökyüzünü işaret eden ulu ağaçlara,  benzetişim. Bu yüzdendir her öğretmenler gününde böyle duygulanışım.
Biliyorum öğretmenim, işiniz çok zor ve burada yazıldığı gibi romantik bir havada yürümüyor işler. Ama yine biliyorum ki, gözlerine baktığınızda her bir çocuğun, aynı şeyleri görüyorsunuz siz de. Aynı duygu titretiyor yüreğinizi.
Artık anneyim, hayatımdaki en değerli varlığı emanet ediyorum ellerinize. Biliyorum ki işler iyi yürümediğinde bile, o bakışlar vaz geçirmeyecek sizi.
Ailesi olarak biz ne yaparsak yapalım hiçbir zaman tutamayacağız yerinizi. O küçücük yürek, büyüdükçe çaktırmamaya çalışsa da, sadece size inanıyor, sizin ona inandığınızı, ona güvendiğinizi bilmeye muhtaç.
Yapmadığı ödevle kenara çekilip, “Bir daha yapmazsın, ben sana güveniyorum ve seni seviyorum oğlum” dendiğinde sadece “Peki öğretmenim” diyen ama akşama eve uçarak gelen, hatasını düzeltmeye çalışan “Aslında öğretmenim de beni seviyormuş anne” diyen çocuğunun coşkusunu da yaşayan bir anne olarak söylüyorum.
Siz işinizi hala ilk günkü aşk ve heyecanınınız ile yapıyorsunuz. Sonsuz minnettarız.  Yarın sizlerin eseri olacak.
Allah gücünüzü ve ilminizi arttırsın. Umarım sizi daha mutlu edecek şeyler olur ülkemizde.
Sizi çok seviyoruz öğretmenim. Lafta değil ama, gerçekten…
Babamın mesleğinden dolayı ülkenin pek çok yerinde çok fazla okul değiştirdiğimden birçok öğretmenim oldu, hepsi bana farklı güzellikler, farklı özellikler kattı.
Hayatımı şekillendiren tüm öğretmenlerim nezdinde ilk öğretmenim Yadigar Ertürk’e, beni ben yapan, üzerimde emeği geçen tüm öğretmenlerime, en kıymetlim Oğlum’un hayatına şekil vermeye devam eden öğretmenlerine, öğretmen arkadaşlarıma,  tüm öğretmenlerimize en derin minnet, saygı, sevgi ve teşekkürlerimi bildirmek isterim.
Öğretmenler gününüz kutlu olsun Canım Öğretmenim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder